DÜĞÜN & NİŞAN ORGANİZASYON

KİŞİSEL ORGANİZASYONLAR Düğün, Nişan, Sünnet Organizasyon A-Z ye Tüm Hizmetler

YEPYENİ bir hayata adım atmak üzeresiniz. Buraya kadar yaşadıklarınız belki bir macera, belki de hiç düşünmeden duygularınızın peşinde koştuğunuz anlardı. Artık duygularınızın esiri oldunuz, ister Aşk deyin, ister sevgi, şimdi her şey ciddiye bindi. Evlenmeye hazırsınız. Düşünme yolunu bıraktınız. Evlilik için üçüncü ve son adımı atıyorsunuz.

BAŞKANIMIZIN MESAJI

Mehmet YAKIN

Buldan Güzelleştirme ve Turizm Derneği Başkanı

CANLI YAYIN

Düğün salonumuzdan canlı yayın izlemek için tarayıcınızın crome yada internet explorer 11 olması gerekmektedir.

HABERLER

 KİMDİR BU HACI ALİ BABA ?
Hacı Ali Baba, Uzun Abdullahlar lakabı ile anılan bir aile’den 1270 yılında Buldan’da dünyaya gelmiştir. Uzun Abdullahlar sülalesinin oluşumu ve Hacı Ali Baba’nın oturduğu evin kuruluşu şöyle imiş:

Doğumu : 1270 ( 1854 ) Ölümü : 1341 ( 1925 ) Aydın’dan her sene bu havaliye tahsilata gelen Köse paşa bu havaliyi iyi bilen Ortaklar Köyünden Uzun Abdullah ismindeki zatı alarak Buldan ve havalisini beraber dolaşırmış. Uzun Abdullah kimin nesi var, kim nerede tahsilata gelen Köse Paşa’ya bildirir ve böylece tahsilat yaparlarmış. Her sene bu havaliye tahsilata gelen Köse Paşa, her seferinde Uzun Abdullah’ı yanına aldığından birbirlerine oldukça yakınlık hissetmeye başlamışlar. Bunun üzerine Uzun Abdullah Köse Paşa’ya yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak tekke dahil o havalenin kendisine verilmesini istemiş. Bu olaydan sonra Uzun Abdullah Ortaklar Köyünden ayrılarak halen mevcut olan dam evi, o zaman evin yerinden kestiği ağaçlarla yapmış ve bizim evin Buldan’ın kuruluşunda ilk ev olduğu söylenmiş. Bundan sonra o aile Uzun Abdullah’ ın ismine izafen Uzun Abdullahlar lakabı ile anılmaya başlanmıştır. Uzun Abdullahlar lakabı ile anılan ailenin üç oğlanı birde kız çocuğu vardır. Kız çocuk Buldan’da Abdiler namındaki bir aileye gelin gitmiş. Ve oraya yerleşmiştir. İki büyük oğlan kardeş ise her sene panayır için gittikleri Edremit dolaylarına yerleşmişler. Tam bilinmemekle birlikte bu iki kardeşten birisinin Havran’da kalmış olduğu sanılmaktadır. En küçük oğlan Hacı Ali Baba İzmir’e oradan Manisa’ya gitmiş ve orada dervişliğe başlamıştır. Daha sonra ise Aydın’da Kadiri Tekkesi’nde müritliğe başlamıştır. Memlekete döndüğünde her tarafı harap olan evini tamir edip çeki düzen vermiş ve dervişliğe devam edebilmek için burada çalışıp didinerek, birazdan etrafın yarımı ile evinin bahçesine bugünkü caminin yerinde tekkesinin yapmıştır. Daha sonra burada evleniş ve zikre devam etmiştir. Tekke binası önceden basit iken yavaş yavaş eksikleri tamamlanmış ve düzenlenmiştir.Aydın’dan Buldan’a gelişi askerlikten önce mi sonra mı bilinmemekle beraber O’nun 93 harbine iştirak ettiği, orada asker bozguna uğratıldığında kaçarken Tuna nehrinin üzerinden yürüyerek geçtiği ifade edilir. Bizim şu anki tahminlerimize göre askerden geldikten sonra 3-5 ay daha Aydın’da Şeyh’inin yanında kalıp sonra memleketine dönmüş olabilir. Bir taraftan zikirlere devam ederken, bir taraftan da yeni müritler oluşuyormuş. Bu arada Şeyh Ali Efendi’nin varlığı ve ismi yavaş yavaş duyulmaya başlanmış. Hicaza gidip hac borcunu ede edip döndükten sonra da kutup’luğu ( Dini Lider ) meydana çıkmıştır. Artık hiç kimse Hacı Ali Baba’nın iznini almadan hiçbir girişimde bulunamıyordu. Bunlardan misal vermek gerekirse; 1. Seyyah’ın Buldan’a gelmiş. Aç fakat cebinde bir ekmek alacak parası yokmuş. Fırıncıya gitmiş ve bir ekmek almak istediğini ancak ekmeğin tamamını ödiyecek kadar parası olmadığı için yarım ekmek vermesini istemiş ve bunun bedelinin bir kısmını ödeyebileceğini söylemiş. Fırıncı dilenci sanarak kovmuş. Aralarında çirkin konuşlara olunca seyyah kızmış ve fırını yakmak istemiş. Fakat seyyah o gece rüyasında izinsiz bir şey yapmaması gerektiğini Hacı Ali Baba’dan izin alırsa fırını yakabileceğini görmüş. Şeyh Hacı Ali Baba izini vermekte çok tereddüt geçirmiş, buna rağmen kararından vazgeçirmeye ikna edememiş. Aslında seyyaha hak vermiyor değilmiş namusu ile çalışamayan fırıncının bir ceza görmesi de gerekiyormuş. En nihayet ‘’ peki ama bitişiğindeki binalara en ufak zarar verirsen sende yanarsın’’ diyerek izin vermiş. Ertesi sabah yalnız fırının yandığı bitişiğindeki binalara zarar gelmediği görülmüş. 2. Gelen seyyahların için de Derviş kılığında sahtekarlarda bulunurmuş. Buldan’a gelen bu sahtekârlardan birisi Huddem çekerek ( Büyü Yaparak) sahte para yapmak için uğraşmaya başlamış. Günlerce devam eden bu uğraş Şeyh Hacı Ali Baba’ya malum olmuş. Bunun üzerine sahtekar dervişe inanan müritlerini (Bunların içinde Necip Buldanlıoğlu ve Kendi oğlu Nuri Akın’da varmış) yanına çağırarak böyle sahtekarlarla uğraşacaklarına zikr ile Allahu Teala’ya erişmelerini, o uğurda çalışmalarını tavsiye etmiş. Bunu ispatlamak için de herhangi birisinin cebinden bir mangır (Bakır Para) istemiş ve onların gözleri önünde “Bismillah ya Allah” diyerek mangıra nefes etmiş. Daha sonra mangırı ellerine aldıklarında görmüşlerki bakır para altın olmuş. Bunun üzerine Şeyh Hacı Ali Baba “Eğer sizde çalışırsanız nefesinizi altın edersiniz” demiş. 3. Dudu Mehmet’in babası askerliğini Medine’de yaptıktan sonra dönüşte Hz. Peygamberin kabrine giderek veda ziyareti yapmış. 10-15 metre gittikten sonra arkasından Hz. Peygamber’in Türbedarı tarafından “Derviş Ahmet” diye çağrıldığını duyarak geri dönmüş. Türbedarın yanına giden Derviş Ahmet’e Türbedar “Sen Buldanlı mısın?” diye sormuş. O’da “Evet Efendim” diye cevap vermiş. “Buldan da bir zat var. Şeyh Hacı Ali Baba O’nu tanıyorsun değil mi ? Diye sorunca “Nasıl tanımam o benim Şeyh’imdir ‘’ demiş. Bunun üzerine türbedar ‘’ Öle ise Kendisine Hz. Peygamberin selamını söyle ve Hz. Peygamber’in artık kendisinden dünya işleri ile uğraşmaması istediğini bildirir ‘’ demiş. Derviş Ahmet memlekete döndüğünde Hacı Ali Babaya Hz. Peygamber’in selamını ve tavsiyesini iletmiş. Hacı Ali Baba bu tarihler de Sancak İdare Meclis Azası olarak Denizli’ye toplantılara gidermiş. Bu ikazdan sonrada bu toplantılara katılmamaya başlamış. Ben kendimi bilmeye başladığım sıralar da dedem hasta yatakda yatıyor, Tekke’de zikribaba Şeyh Nuri yaptırıyordu. Babamın Şeyh Olmasını da babam Nuri Akın şöyle anlatmıştı : Babam Dervişlikte şeyh olmak için diğer müritlerle beraber çalışırlarken bu zaman içerisinde geceleri uyuduğunda rüya görür bu rüyalarıda dedeme anlatırmış. Dedem Hacı Ali Baba’da ‘’ Olmamış git daha fazla çalış, gördüğün rüya rüya değildir ‘’ dermiş. Bunun üzerine babamda uzun süreli rüyalarını da deden Şeyh Hacı Ali Baba’ya anlatmamış. Aradan bir müddet geçtikten sonra dedem babamı çağırmış ‘’ Gel bakalım bu gece gördüğün rüyayı bana anlat ‘’ demiş. Babam da ‘’ Niçin anlatayım benim gördüğüm rüyalar seni tatmin etmiyor ‘’ diyince dedem de ‘’ sen bu gece gördüğün rüyayı anlat bakalım, işte bu gece gördüğün rüya istenilen rüya ‘’ demiş. Babam da rüyasında Hz. Peygamber Efendimizin sülietini gördüğünü ve kendisine seslendiğini dedem Şeyh Haci Ali Baba’ya anlatmış. İşte bu rüyadan sonra dedem, bu zamana kadar çalışıp ilmini ilerlettiğinden dolayı babam Nuri Akın şeyhlik postunu giymeyi hak ettiğine karar vermiş. Ve babam Nuri Akın o günden sonra Şeyh Nuri olmuş. 1925 yılında Tekkeler kapanmadan önce dedem vefat etti ve vasiyeti üzerine tekkeye defnedildi. Onu ölümünü takip eden aylarda da Tekkeler kapatıldı. Uzun Abdullahlar lakabı ile anılan aileden sonra kaç nesil geçtiği tam olarak bilinmemekle beraber, derviş Ali’nin Aydın’dan dönüp doğduğu evi tamir ve ihya etmesiyle birlikte ailenin lakabı Uzun Abdullahlar yerine Derviş Ali’ler olmuştur. Derviş Ali’ler İsmi Soyadı kanunu çıkınca, soyadlarına hacılık, hocalık, dervişlik gibib kelimelerin konulması yasaklandığından dolayı ailenin soyadı Akın soyadını almıştır. Biz Hacı Ali Baba’nın torunları olarak kapatılan Tekke’ye gerek o günlerin katı kurallarından, gerekse mali imkansızlıklarımızdan dolayı bakamadık. Tekke yavaş yavaş harap oldu. Babam Şeyh Nuri Akın 1941 yılında ölünce biz ailecek İstanbul’a yerleştik. 1971 yılında Buldan Akın Lisesi’ni yaptırırken Tekke’nin de tamir edilmesini bizden istemişlerdi. Fakat Tekke binasının tamir edilerek ayakta kalacağına inanmayan bizler ‘’ önce okulu yapalım sıra ona da gelir ‘’ diyerek tamir işini ertelettik. 1985 yılında ise binayı yıkıp yerine cami olarak diyerek ve bu cami’yi tapusu ile birlikte Diyanet işlerine bağışladık.  

 


İletişim



0(258)431 36 74

EVLENELER

ahmet ve aslı
mehmet ve ayşe

VEFAT EDENLER


Ahmet BEY
Mehmet BEY